| | Üretsiz Blog oluştur

neararsan

11 eylülden sonra gelen müslümanlık

11 Eylül sonrası gelen hidayet
Amerikalı muhtedi Nur Aubie, İslam'a giden yolda yaşadıklarını anlatıyor.



Yeni Müslüman adıyla Nur Aubie, İslam'a giden yolda yaşadıklarını anlatıyor bizlere:

Hikâyeye nereden başlayacağımı bilmiyorum. Resmen 1 Ocak 2006 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da Müslüman oldum. 2003 senesinde şahadet getirdim ve Allah'a ümitlerimi ve hayallerimi arz ettim. Aslında her zaman kendimi yeni Müslüman olmuş gibi hissediyorum. Çünkü bilmediğim o kadar çok şey var ki.

Bir ayağım Müslüman toplumunun içinde, bir ayağım da gayri Müslim. Bu çok acı verici ve kötü bir şey.

Kendi kendine İslam'ı öğrenen biri olarak, internetten ve kitapçılardan gerçek İslam'la alakalı kitaplar aradım. Az bir parça yönlenebildim ama çoğunlukla yanlış yönlendirildim. Gerçekleri ve doğruları elde etme mücadelesiydi bu. Kuran ve sünnetin dışında ne varsa bir kenara bırakmak istedim. Nerede olduğumu bulmak için çok mücadele verdim. Bu hem bir coşku, hem de bir kalp acısıydı benim için.

Birkaç kez gerçekten de çok kötü Müslüman kardeşlerle karşılaşsam da, böylelikle sadece imanım daha da artmış oldu. Gerçekten de bir yerlere koşup, saklanıp ve ağlamak istiyordum. İlk başta Müslüman olarak doğan insanların benden çok daha iyi olduklarını düşündüm. Ama beni asıl şok eden, onlardan daha çok şey bildiğimi fark etmem oldu. Bu gerçekten de beni çok üzdü. Ümmetin gerçekten de büyük bir sıkıntı içinde olduğunu gördüm.

Muhammed Saffie isimli ağabeyden gerçekten de çok büyük destek ve rehberlik gördüm ve şimdi Kanada Toronto'daki Uluslar arası Müslüman Derneğinden (IMO) dersler alıyorum. Benim oradaki hocam İmam Hamid Slimi, gerçekten de kalpleri İslam'ın özüne ısındıran çok önemli bir insan. Allah bu iki ağabeyi de cennetiyle mükâfatlandırsın.

Burada adlarını tek tek sayamayacağım kadar çok güzel Müslüman ağabey ve ablalarla karşılaştım. Doğru yolda ilerlememe yardımcı olan onların hepsinden Allah razı olsun.

Müslim ve gayri Müslimler tarafından yazılmış birçok İslami kitap okudum ve çoğu Müslüman âlimin bilgilerinden istifade ettim. Bunun yanı sıra her gün içi içe olduğum ve karışık İslami mevzuları anlayıp, daha iyi bir insan olmama vesile olanlar var.

Toronto'daki aile hayatı

Hikâyemin tam olarak küçüklüğümden itibaren başladığına inanıyorum. Çocukluğum Toronto'nun kuzeyinde kırsal bir yerde geçti. İki erkek kardeşim vardı ama çok yalnızdım. Tek başıma oynar, hayallere dalardım.

Hemen hemen 3-4 yaşındayken hayat ve ölümle ilgili yattığım yerden düşüncelere daldığımı hatırlıyorum. Allah'ın sıfatlarını düşünüyordum ve eğer başka bir kişi olarak doğmuş olsaydım hangi ailenin yanında olurdum. Böyle küçük bir kız için büyük fikirlerdi bunlar.

Ailem bu yalnız kalmalarıma çok şaşırıyordu. Bazen bir ağacın tepesine çıkıp, saatlerce inmediğim zaman olurdu.

Kötü bir aile ve arkadaş ortamı

Çocukken annemle kiliseye gittiğimiz zamanlar olurdu. Kiliseye gitmek, konuşmaları dinlemek ve oradaki büyük haca bakıp, o kokuyu almak benim hoşuma giderdi.

Ergenlik çağımda çok asi bir kızdım. Ailem tarafından pek sevilmediğimi düşünüyordum. Babam içki içip, ufak tefek şeylerden dolayı bizi döverdi. Ailemden nefret ediyordum, kendimden de. Çok kötü arkadaşlarım vardı ve onlarla başıboş bir şekilde dolaşıyorduk.
Sürekli yere bakarak konuşuyordum, kimsenin yüzüne bakamıyordum. Sürekli korkuyordum. Bir yere ait olma hissiyle arkadaşlarımla uyuşturucu bile kullanıyordum, Allah'ın benden haberdar olmadığını düşünüyordum. 18 yaşına geldiğim zaman evden ayrıldım ve bir devletin sponsorluk yaptığı bir grup grupla bir yıl boyunca seyahat ettim.

İlk çalışma ortamı

Eve döndüğümde koleje başladım ve Çocuk ve Genç Zihin Sağlığı biriminde işe başladım. İki tane farklı devlet kuruluşuyla çalıştım ve her çeşit çocuk tacizini ve problemini gördüm. Benim kalbimi ve ruhumu paramparça eden bir ortamdı.

Hem çalışıp, hem de üniversitede Felsefe ve Psikoloji okuyordum. 25 yaşına geldiğim zaman hem okulu hem de işi bıraktım. Kendimi hem fiziksel, hem de ruhsal olarak rahatsız hissediyordum. Sürekli derin depresyonlar yaşıyordum.

İntihar etmek istiyordum

Bir bahar akşamı kendimi öldürmeyi düşündüm. Banyoyu hazırladım. Havlu koydum ve küveti sıcak suyla doldurmaya başladım. Evdeki en keskin bıçağı aldım ve yavaşça bileğime sürdüm. Bir parça kan geldi ve o an içime bir Allah korkusu doldu. Sol omzumda dayanılmaz bir yük hissettim, sanki bir el omzumdaydı. Tüm hatırladığım bu.

Saatler sonra uyandım ve güneş parlıyordu, yeni bir gün doğmuştu. O güne kadar omzumda öyle bir yük hissetmemiştim. Tekrar kiliseye gitmeye başladım. Her Pazar ağladım. Orada Anglikan kilisesinde eski eşimle tanıştım.

Büyük kaza

8 yıllık birliktelik sonrasında çok kötü bir trafik kazası geçirdim.2001 senesinin mayısıydı. Bana 80 km. hızla çarptı. Boynum, sırtım, omuzum ve dizlerim ciddi bir şekilde yaralanmıştı. Çok terapiler geçirdim. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, evliliğimin de sonunun geldiğini hissediyordum ve çok mutsuzdum

Ve 11 Eylül

11 Eylülden sonra hayatım tümden değişti. Şok olmuştum ve çok korkmuştum. Allah bana bir tokat vurmuş gibiydi sanki. Başka bir "uyan" ikazıydı bu. Tüm dünya benim için değişti, insanları ve olayları daha iyi anlamaya başladım. İlk başta herkes gibi ben de korkmuştum. Daha sonra medyanın bana söylediği şeyleri merak etmeye başladım.

Müslümanlar terörist değildi

İş yerindeki Müslüman arkadaşlarıma baktım. Bu insanlar terörist değildi. Onlarla konuşmaya başladım. Önce olup biten olayların jeopolitik sebepleriyle ilgilendim. Neden bizden nefret ediyorlar? Ve sonra batılı ülkelerin yüzyıllardır Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da neler yaptıklarını gördüm. Niye bizden nefret ediyorlar, bunu anladım.

Bu çalışmaları yaparken İslami fikirler de kafama girmeye başladı. Bu konuda bana yardımcı olabilecek insanları aradım. Elhamdülillah Muhammed Saffie ağabeyle o zaman karşılaştım. Bana Arap alfabesini, temel Arapça ifadeleri öğretti. Daha fazla bilgiye açtım. Biri bana Kuran'ın İngilizcesini verdi. Allah kelamı öylece kalbime dolmaya başladı. Beni o kadar içine sürüklemişti ki, daha önceden bilip de sonradan unuttuğum bazı bilgilermiş gibi geldi.

İslam sonrası sıkıntılar

İlk ezanı duyduğum zaman hüngür hüngür ağladım. Okuduğum her şey kalbimde yer ediyor, hem neşe hem de üzüntü kaynağı oluyordu. Subhanallah, bu kelimeleri okudukça ağlamak istiyordum.


İslam kalbimi doldururken, bendeki bu değişimden dolayı bazı insanlarla da sorunlar yaşıyordum. Bana güldüler, fiili ve sözlü tacizde bulundular, tehdit ettiler. Arkadaşlarımı kaybettim, aileme yabancılaştım. Ama kalben doğru işler yaptığımı biliyordum.
Müslim ve gayri Müslim arkadaşların beni şaşırtması ve hayal kırıklığına uğratması devam etti. İnşallah öğrenme yolculuğum hiç bitmez. Ve Allah'ın benden istediği gibi bir kul olabilmek için dua ediyorum. İnşallah doğru yoldan ayrılmam ve Allah huzurunda mütevazi bir insan olarak kalırım. Âmin.

Nur suresi ve ben

Nur adını aldım. Çünkü Nur suresi benim için çok önemli bir suredir: "Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir."

İşte benim hikâyem. Belki çok önemli ve eşsiz değil ama ben çok küçük bir kul ve Allah'ın rahmet deryasında bir katre olarak her gün bana verdiği hidayet nuru için şükrediyorum.
Kaynak :
www.canlitvizle.net

papazın müslüman oluş hikayesi

Bir papazın Müslüman oluş hikayesi

“Dünya Kiliseler Konseyi Doğu Afrika Genel Sekreterliğine atanmış bir rahibin,
yeryüzündeki tek gerçek dini bulma yolundaki ilginç arayış öyküsü”

ALTMIŞ BİR YIL KADAR ÖNCE, Tanzanya’da, Uganda sınırına yakın bir yerleşim yerinde doğdum. İsmimi Martin John koyan ailem tarafından, iki yaşındayken vaftiz edildim. Yedi yaşına geldiğimde, benim diğer çocuklardan farklı olduğumu düşünen ailem için âdeta bir gurur kaynağıydım. Kilisede ayinler esnasında rahip yardımcılığını mükemmel bir şekilde yürüttüğümü gören babam, bundan etkilenerek, geleceğim hakkında kendince plânlar yapıyordu. Daha sonraları yatılı okulda okurken bana bir mektup yazarak, rahip olmamı istediğini belirtti. Hemen her mektubunda bu isteğini dile getiriyordu. Halbuki ben polis olmak istiyordum.

AFRİKADA’Kİ yaygın gelenek, çocukların belli bir yaştan sonra ailelerinden bağımsız olarak istediklerini yapabildikleri Avrupa’daki anlayıştan tamamen farklıydı ve anne babanın isteklerine öncelik verilirdi. Babam da, ölmeden önce benim bir rahip olduğumu görmek istiyordu. Ben de kendi isteğimden vazgeçerek, 1964’te kilise yönetimi üzerine eğitim görmek amacıyla İngiltere ve Almanya’da bulundum. Eğitimimi tamamladıktan bir yıl sonra, aktif göreve başladım. Bu arada mastır ve doktora çalışmalarıma devam ettim. Bu dönem hiçbir şeyi sorgulamaksızın, sadece yapılması gerektiğini düşündüğüm şeyleri yerine getirdiğim yıllardı.

Bilgim arttıkça değişmeye başladığımı hissettim ve doktora çalışmam sırasında kendi kendime sorular sormaya başladım.
“Hıristiyanlık, İslâm, Musevilik ve Budizm gibi dinlerin her biri gerçek din olduğunu iddia ediyor. Peki gerçek hangisi? Ben gerçeği bulmak istiyorum.”

Bu tür düşüncelerle başlayan araştırmalarım neticesinde mevcut dinleri bir elemeye tâbi tutarak sonunda dört büyük din olduğu kanaatine vardım. Bu arada İslâm’ın kutsal kitabı olan Kur’an’ı satın alıp incelemeye karar verdim.

Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışırken rastladığım, “De ki, O Allah birdir Herşey her hâlinde o Allah’a muhtaçtır; O hiçbir şeye muhtaç değildir. O doğmamış, doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na denk olmamıştır. (İhlas Suresi) ifadeleri son derece dikkatimi çekmişti. Belki o zamanlar farkında değildim ama, bugün, o sureyi okuduğum sırada, yüreğime ilk İslâm tohumlarının ekilmiş olduğuna inanıyorum. Daha sonraki araştırmalarım neticesinde Kur’an’ın vahy edildikten sonra insanlar tarafından tahrif edilmemiş tek mukaddes kitap olduğunu keşfettim. Doktora tezimin sonuç kısmında bunu ifade ettim. Doktora derecemi verip vermeyecekleri konusunda tereddütlerim vardı. Ancak bunu önemsemiyordum. Çünkü bu noktada sadece gerçeği arayan biriydim ve gerçek de buydu.

BİR GÜN birlikte çalıştığım ve değer verdiğim bir profesörün gözlerinin içine bakarak:
“Dünyadaki tüm dinler içinde hangisi en gerçek?” sorusunu yönelttim.
“İslâm” diye cevapladı.
“O halde niçin Müslüman değilsin?” diye tekrar sorduğumda ise:
“Bir kere Araplardan hiç hoşlanmam. İkincisi sahip olduğum lüks hayat şartlarını görmüyor musun? İslâm için tüm bunlardan vazgeçeceğimi mi düşünüyorsun?” yanıtını aldım.

Profesörün verdiği cevabı ve içinde bulunduğum durumu düşündüm. Ben de bulunduğum mevki itibarıyla sahip olduğum imkânlardan vazgeçebilecek bir konumda değildim ve bu düşünceyle bir yıl kadar İslâm’ı zihnimden uzak tutmaya çalıştım. Ancak rüyalarımda, özellikle de Cuma geceleri, sık sık Kur’an âyetleri ve beyazlar giymiş insanların çağrılarını duyuyordum.

NİHAYET 22 Aralık 1986’da, Noel’den tam iki gün önce İslâm dinini resmen kabul ettiğimi açıkladım. Hristiyanlığı bırakarak İslâm’ı seçtiğimi ilân ettiğimde, kilise cemaati büyük bir şok yaşadı. Kilise yönetiminde yer alanlar benim delirmiş olduğumu düşündüler. Hatta bu ‘deli’ adamın alınıp götürülmesi için polis bile çağırdılar. Ve Müslüman bir arkadaşım gelip kefaretimi ödeyene kadar, bütün geceyi orada geçirdim.

Bundan sonra hayatımda bir dizi değişiklikler meydana geldi. Öncelikle kilise, bana tahsis edilen ev ve arabayı geri aldı. Din değiştirdiğimi öğrenen eşime Müslüman olması konusunda bir baskı yapmayacağımı söylememe rağmen söylediklerimi dinlemedi bile, çocukları da alarak beni terk etti. Annem ve babam da kendilerini ziyaret etmezden önce her şeyi duymuşlardı. Görüştüğümüzde babam hemen İslâm’ı reddettiğimi ifade eden bir açıklama yapmamı, annem de benden kesinlikle saçma sapan şeyler duymak istemediğini söyledi. Yapayalnız kalmıştım. Bana karşı böyle bir tavır almış olsalar da onları affediyorum. Çünkü bilinçli hareket etmemişlerdi. Onların İncil’i bizzat okuyamadıklarını, tüm dinî bilgilerinin rahibin okuyup anlattıklarıyla sınırlı olduğunu biliyordum.

BİR GECE aileme misafir olduktan sonra atalarımın geldiği topraklar olan Kyela bölgesine doğru yola çıktım. Yolculuğum sırasında ileride eşim olacak Rahibe Gertrude ile karşılaştım. Busale adında bir köyde konakladım. Yaşlı bir adamın yardımıyla geceyi geçirebileceğim bir yer temin ettim. Sabah olduğunda okuduğum ezan köylüleri oldukça şaşırttı ve benim gibi ‘deli’ bir adamı ne diye misafir ettiği konusunda ev sahibime sorular sormaya başladılar. Rahibe Gertrude, benim deli olmadığımı söyledi ve İslâm dinine mensup biri olduğumu açıkladı.

Bir başka zaman da hastalandığımda, hastane masraflarını ödeme konusunda onun çok yardımını gördüm.
Daha sonraki günlerde kendisiyle ilginç diyaloglarımız oldu. Mesela bir keresinde niçin haç taktığını sordum.
“Haça gerilen İsa’nın anısına hürmeten” cevabını verdi.
“O zaman birisi babanı silahla öldürse sen de göğsünde bir silah taşıyarak mı dolaşacaksın?” diye sordum.
Böyle bir soru rahibe Gertrude’u düşünmeye sevk etmişti. Belli ki beni tanıdıktan sonra kafası epey karışmıştı.
Birbirimizi daha iyi tanıdığımıza kanaat getirdikten sonra ona evlenme teklif ettim. Müslüman olmayı da kabul eden eşim, Zeynep adını aldı ve gizlice evlendik. Dört hafta kadar sonra eşim kilise yöneticilerine bir mektup yazarak durumundan haberdar etti ve ayrılma kararını bildirdi. Bana ev tahsis eden eşimin amcası ve babası evlendiğimizi duyduklarında müthiş bir tepki gösterdiler. Her şeye rağmen nezaketimizi muhafaza ederek kendilerine veda ettik ve Kyela’ya gitmek üzere köyden ayrıldık. Burada yeni bir hayata başladık.
Daha önce sahip olduğumuz lüks imkânlar artık geçmişte kalmıştı. Rahip iken büyük bir evde oturmaktaydım. Şimdi ise çamurdan yapılmış sade bir kulübede yaşamaktayım. Dünya Kiliseler Konseyi Doğu Afrika Genel Sekreteri olarak iyi bir kazanca sahipken, şimdi ağaç kesimi ve çift sürme gibi işlerde çalışarak geçimimi temin ediyorum. Bunların dışındaki zamanlarımda halka açık İslâmî bilinçlenme vaazları veriyorum. Zaman zaman anlattıklarım Hristiyanlık dinine hakaret olarak algılandığı için kısa süreli hapis cezalarına çarptırıldım. 1988 Hac mevsiminde bir trajedi yaşadık. Evim bombalandı ve üç çocuğum bu şekilde öldürüldü. Bu suikastı düzenleyenler arasında uzaktan akrabam olan biri bile vardı. Böyle bir üzüntü ve kaybın bizi yolumuzdan döndüreceğini düşünmüşlerdi. Ama düşünülenin tam tersi oldu ve her geçen gün İslâm’ı kabul edenlerin sayısı arttı. Bu arada eşimin babası da Müslüman oldu. 1992’de ihanetle suçlanarak on ay tutuklu kaldım.

Domuz eti satılan dükkanlar aleyhine yaptığım konuşma sonrası birkaç dükkân bombalandığı için suçlu görülmüştüm. Evet bu tür dükkânlar aleyhine konuşmuştum. Ancak zaten 1913’ten beri anayasal olarak Darüsselam, Tanga, Mafya, Lindi ve Kigoma gibi şehirlerde bar, klüp ve domuz eti satan dükkânlara karşıt kanunlar yürürlükteydi. Sonuçta aklandım ve serbest bırakıldıktan sonra ülkemden ayrılarak Zambiya’ya geçtim.

TÜM MÜSLÜMANLARA mesajım şu: “Bugün İslâm’ın yanlış anlaşılmasından kaynaklanan ciddi bir İslâm karşıtlığı problemi mevcut. Tüm dünyaya İslâm’ı doğru anlatma gayreti içinde olmalıyız. Müslümanlar, barbar kökten dinciler olarak tanınmamalı. Hepimiz bencilliği bir kenara bırakarak birlikte hareket etmenin yollarını aramalıyız. Kendinizi güvende hissedebilmeniz için komşunuzu da müdafaa etmeyi bilmelisiniz. İslâm’a en iyi hizmet bilinçlenmek ve iyi örnek olmaktır. Allah doğruların yardımcısıdır.
www.canlitvizle.net

rus mafya lideri nasıl müslüman oldu

Rus mafya lideri müslüman oldu
Rusya'da dini görevlerde resmi olarak görev yapan İmam Resul Cemalof, Müslüman olan Rus bir mafya babasının ilginç hayat öyküsünü anlattı.

Haber Tematik radyolar grubunda en çok dinlenen radyo olma unvanını taşıyan Moral FM’de İhsan Atasoy’un hazırlayıp sunduğu Nur Penceresi programına stüdyo misafiri olan, Rusya’da dini görevlerde resmi olarak hizmet veren İmam Resul Cemalof, Müslüman olan Rus bir mafya babasının ilginç hayat öyküsünü anlattı.

Mafya liderinin Müslüman oluş hikâyesini mafya babasının kendisinden dinleyen İmam Resul Cemalof bakın bu ilginç hayat hikâyesini nasıl anlatıyor:

1999’da Müslümanlar diye bir grup Nograd’da dersane açtılar. Burada yaşayan meşhur Rus asıllı bir mafya babası var. Bu mafya babasını bir ara hapse alıyorlar. Hapse alınınca içinde çok dehşetli bir sıkıntı yaşadığını söylüyor.

Tabi o zaman Komünist devrinden çıkmış insanlar bunlar. 1990’da din serbest oluyor.  Mafya babası ancak dini bir bölüğe girerse rahat edeceğini düşünüyor. Kendisine bir İncil istetiyor ve veriyorlar. Daha sonra İncil’i okumaya başlıyor. İncil’i okuyunca sakal bırakıyor ve giyimi değişiyor.

Bu mafyanın ismini de orada herkes biliyor. Kendisine Cinkole diye hitap ediyorlar. Etraftakiler bu mafyanın değişimini görünce onlarda onu taklit etmeye başlıyorlar. Altı tane koğuş ağasıyla bir tane mafya babası bir koğuşta beraber kalıyorlar.

Bunun üstünden 5�6 ay geçiyor. Cinkole bakıyor ki içindeki bu rahatlık gidiyor ve sıkıntılar tekrar geliyor. Bir gece yatmıyor ve ‘Yarabbi ben senin dinindeyim neden içimde bir sıkıntı var, rahat değilim ve okuduğumdan da tam haz alamıyorum’ diyor.  Yatmayıp secdeye gidip dua ediyor.

Cinkoli'nin Müslüman oluş hikayesini dinlemek için lütfen tıklayın>>>

Onlarda gece ibadetleri var. Bir gece dua ediyor sabaha kadar. Sabah oluyor ve gardiyanlardan biri içeri giriyor.  ‘Dışarıda bana birisi bir kitap verdi. Bunu isterseniz size vereyim ben dindar değilim, okursanız okursunuz yoksa bir yere koyacağım’ diyor. Cinkole ‘ne kitabı’ diye soruyor. ‘Üstünde Kuran yazıyor’ demiş gardiyan. Cinkole ‘Ben hemen atladım’ diyor.

Cinkole’ye yanındanki tutuklular, koğuş ağaları ‘bize hep Hıristiyanlığı anlattın şimdi başka bir dinin kitabını okuyorsun’ der. Cinkole ‘Ben hiç onları dinlemeden alıp okumaya başladım’ diyor.

Cinkole’nin bu kitabı okuyunca içinden şu cümleler geçiyor:

“Bunların yaşadıkları Hıristiyanlıkta ne var mesela, gidiyorsun günahları işliyorsun kötülükleri yapıyorsun sonra da günah çıkartma var. Onda her şey hallolunuyor. Baktım ki Kur’an-ı Kerimde ‘Zalimler için ebedi bir cehennem var. Ehli iman için ebedi bir cennet var’ yazıyor. Dedim ki Allah böyle adaletli olmalıdır.”

Cinkole, bunu gidip oradaki arkadaşlarına anlatmış ve arkadaşları ‘işte bize böyle bir Allah lazımdı’ demiş. Koğuştakiler hiç düşünmeden Müslüman olmuşlar. İslamiyet’e girdiklerinden ilk haftadan beri bunlarda bir değişiklikler olmaya başlamış.

Daha sonra ben oranın hapishane müdürüyle görüştüm ve bana dedi ki; ‘Bir gün baktım ki bu cani bildiğim insanlar gün geçtikçe melek haline geliyorlar.’

Üstünden 3-4 ay geçiyor. Bu hapishane müdürü Moskova’ya bir rapor yazıyor: ‘Burada böyle böyle insanlar var, bu insanlar önceleri caniydi şimdi ben insanları burada tutmaya utanıyorum. Yani bunlar hapishanelik değil’ diyor. Moskova’dan da ‘tamam tahliye olsunlar’ diye cevap geliyor.

Cinkole şaşkınlık içinde “Biz inanamadık tahliye olacağımıza ama bize belgeyi gösterdi müdür ve bir de baktık ki elimizde çantalar dışarıdayız” der.

Birden içlerinden koğuş ağalarından olan Aleksander diye birisi demiş ki; ‘kardeşler şimdi biz kimiz, caniyiz, dışarı çıkıyoruz. Bunun sebebi ne hikmeti ne’ der.

Orada aralarında cümleler geçer:

“Demek ki İslamiyet’e geldik diye bu Cenabı Hakkın bize rahmetidir.  Ama elimizi kolumuzu sallaya sallaya çıkmıyoruz, bir vazifemiz var. İlk önce kendi akrabalarımızdan, evimizden başlayarak bütün Rusya’ya nasıl ki biz bir Rus olarak etrafa komünizm ağacını yaymışız, o ağacın kökünü kazıyıp İslamiyet’in ağacını ekeceğiz.”

Ama nasıl yapsınlar biz Müslüman’ız diyorlar ama başka bir şey de bilmiyorlar. İslamiyet’i nasıl yayalım diyorlar ve o koğuş ağası olan Alexander diyor ki ‘Ben Özbekistan’da hapiste yattım. Orada insanlar dini çok güzel yaşıyorlar, aramızdan birisi gitsin orada dini öğrensin gelsin bize de anlatsın’ diyor. Hemen aralarında para topluyorlar ve ‘hemen git zamanımız yok diyorlar, bize de öğretmelisin’ diyorlar.

Tabi hapisten çıktıktan sonra bunların bulunduğu şehirden çıkmaları için izinleri yok. Oranın müdürü bunlara izin çıkarıyor. Yolda Özbek’ler bakıyorlar ki bir Rus, ‘ben İslamiyet’i öğrenmeye gidiyorum’ diyor ve herkes evine davet ediyor. Oradan inince Özbekistanlı biri bunu alıyor ‘gel seni evimde misafir edeyim’ diyor ve bunu götürüyor. İlk Cuma’ya gidiyor, imamla tanışıyor ve imam diyor ki; ‘bende kalacaksın, ben imamım her şeyi sana öğretirim’

Özbek İmam, buna İslamiyet’i öğretmeye başlıyor. Araya ramazan giriyor oruç tutuyorlar, namaz kılıyor, Kuran-ı Kerim’i öğreniyor derken Özbek adam buna Özbekistan’ı gezdiriyor, camileri görüyor. 6 ay böyle geçiyor. Alexander daha sonra ‘kafamda bir sürü sorular var’ diyor. İmam diyor ki ‘nasıl soru var her şeyi öğrendin.’ Alexander ‘Cenabı hak tektir, vahittir ama insanlar çok, nebatat çok, hayvanlar ve yıldızlar çok, tek bir Allah bunları bir anda nasıl idare ediyor. Ben bunu anlamak istiyorum’ diyor.  İmam cevap veriyor, sorular devam ediyor en sonunda imam bıkıyor ve diyor ki ‘materyalizm sizin başınızı böyle şeylerle doldurmuş al bu kitabı oku’. Alexander imamın verdiği kitabı okurken bakıyor ki bütün suallerine cevap bu kitapta var.  6 ay bitiyor ve imam bunu gönderiyor. Tabi diğer Rus’larda boş durmuyor, bir ev kiralamışlar ve bütün İslamiyet’e ait ne kitap varsa toplamışlar evde okuyorlar. Bir Rus’un veya İngiliz’in İslamiyet hakkında yazdığı, ne bulurlarsa okuyorlar.

Bir gün Cinkole’ye bir telefon gelir. Teefonda birisi ‘selamünaleyküm’ der. Kimsiniz diye sorar Cinkole. Telefondaki ses ‘Ben Abdulveliyim’ der. ‘Tanıyamadım sizi’ diyen Cinkoley’ye o ses ‘ben Alexander’dım şimdi Abdulveli oldum’ der.

Alexander yani yeni adı ile Abdulveli, eğitimini tamamlamış ve artık dönecektir.

Cinkole ve arkadaşları Abdulveli’yi karşılamaya giderler. Karşılarında trenden inen sakallı, başında sarığı, Özbek giyimli biri�

Abdulveli 3 gün 3 gece anlatır yaşadıklarını. Abdulveli, masanın üstüne bir kitap çıkarttı ve bu kitapta bütün suallerin cevabı var dedi. Cinkole ve arkadaşları şaşkındır. “Biz burada yüzden çok kitap okumuşuz. Binden birini halletmemişiz, sen bir kitapta bütün suallerin cevabı var diyorsun dedi. Hem 3 tane mi kitap getirdin başka kitap yok mu?” der.

Cinkole   kitabı incelemeye başlayınca yüz kitapta okuduğu herşey burada iki-üç sayfada halledilmiş. Ondan sonra bu kitabı kopyalar ve herkes üzerinde bunu taşımaya ve okumaya başlar.

Cinkole ve arkadaşları Cuma namazı için 200 km ileride Petersburg’ta olan camiye 3 sene hep gidip geldi. İlk cumaya gittiklerinde caminin yerini bulana kadar biraz geç kalıyorlar. Bunlar içeri giriyor, insanlar dışarı çıkıyorlar. Buranın görevlisi kim diye soruyor Cinkole ve arkadaşları. O zaman Isparta’nın Yalvaç ilçesinden Mustafa hoca vardı. Mustafa hoca yeni gelmiş tam Rusçası iyi değildi. Bunlara bir şeyler anlatıyor bunlar anlamıyor. Namaz vakti ne zaman, ne zaman kılalım falan diye soruyor Cinkole ve arkadaşları ancak anlaşamıyorlar. Bizim Ali İhsan ve Şirazi bey, şimdi Petersburg’ta vakıf, onlar o dönemde orada oturuyormuş. Caminin imamı bu ağabeylerin tercümanlığı sayesinde Cinkole ve arkadaşları ile anlaşıyor.

Ali İhsan bey, cebinden Ayetül Kübra’yı çıkartır ve Cinkole’ye uzatır. Ancak beklemediği bir tepki ile karşılaşır. Cinkole ve arkadaşları “Bizde bir kitap var biz ona çok sadığız, ondan başka kitap okumayız” der. Alexander cebinden kitabı çıkarır ve “biz bunu okuru” der.

Alexander’in elindeki kitap ta 23.Sözün olduğunu gören Ali İhsan Bey, çok sevinir ve “Siz bizim kitabımızın üst kapağını görüp bu kadar seviniyorsunuz. Bir bilseniz içinde neler var” der.

Ali ihsan Bey, eline birkaç kitap alıyor ve müellifini gösteriyor Alexander’a...  Bediüzzaman yazıyor demiş bu kitaplar için. Cinkole ve arkadaşları kitabı hemen fotokopi etmişler. Mafya babası yani yeni adı ile Abdülkerim’in sözü şu oluyor: “Biz ömrümüz boyunca okuyacağımız kitabı bulduk.”

Moralhaber

www.canlitvizle.net